İnsan, hayatın en belirsiz anlarında bile geleceğini kontrol altında tutmak ister. Bir yakının yoğun bakımda olduğunu düşünelim. Aile üyeleri hastanın banka işlemlerini yürütmek, taşınmazlarını yönetmek veya resmi işlerini tamamlamak zorunda kalabilir. Böyle zamanlarda akla gelen önemli sorulardan biri şudur: Yoğun bakımda yatan hasta vekalet verebilir mi? Bu sorunun yanıtı yalnızca hukuki kurallara değil, hastanın bilincine, karar verme yetisine ve içinde bulunduğu psikolojik koşullara da bağlıdır.
Yoğun bakımda bulunmak, kişinin otomatik olarak karar verme hakkını kaybettiği anlamına gelmez. Ancak hastanın bilinci kapalıysa, zihinsel işlevleri etkilenmişse veya iradesini özgürce açıklayamıyorsa vekalet işlemi farklı bir değerlendirme gerektirir.
Türk hukukunda vekaletname düzenlenebilmesi için kişinin yaptığı işlemin anlamını kavrayabilmesi ve iradesini geçerli biçimde açıklayabilmesi gerekir. Bu nedenle yoğun bakımda tedavi gören bir hasta, gerekli koşulları taşıyorsa vekalet verebilir.
Burada belirleyici olan hastanın hastanede bulunması değil, ayırt etme gücüne sahip olması ve iradesini açıklayabilmesidir.
– Bilinci açık hasta: Karar verme yetisi yerindeyse ve iradesini açıkça ifade edebiliyorsa vekaletname düzenlenmesi mümkün olabilir.
– Bilinci kapalı hasta: İradesini açıklayamadığı için o sırada kendi adına yeni bir vekaletname veremez.
– Bilinç bulanıklığı yaşayan hasta: Karar verme yetisi geçici olarak etkilenmiş olabilir. İşlemin yapılıp yapılamayacağı somut duruma göre değerlendirilmelidir.
– Solunum cihazına bağlı hasta: Konuşamaması tek başına vekalet veremeyeceği anlamına gelmez. İradesini güvenilir biçimde açıklayabilmesi gerekir.
Noter, işlemin niteliğine ve koşullara göre hastanın iradesini değerlendirmek zorundadır. Yoğun bakımda noter işlemi yapılması için hastaneye gelinmesi talep edilebilir; ancak evde veya hastanede işlem yapılması kendiliğinden kabul garantisi oluşturmaz. Uygunluk, noter tarafından somut koşullara göre değerlendirilir.
Bilişsel psikoloji, insanın bilgiyi nasıl algıladığını, değerlendirdiğini ve karar verdiğini inceler. Vekalet verme gibi hukuki sonuçları bulunan bir işlemde bu süreçler özellikle önemlidir.
Yoğun bakım ortamında ağrı, uykusuzluk, enfeksiyon, bazı ilaçlar ve oksijen düzeyindeki değişiklikler bilişsel işlevleri etkileyebilir. Özellikle deliryum, kişinin dikkatini, yönelimini ve düşünce süreçlerini geçici olarak bozabilir.
Bir hasta gözlerini açabilir, sorulara yanıt verebilir ve yakınlarını tanıyabilir. Ancak bu durum, vekaletnamenin ne anlama geldiğini ve hangi sonuçları doğuracağını bütünüyle kavradığını tek başına göstermez.
Yoğun bakım hastalarında deliryum üzerine yapılan araştırmalar, bilişsel işlevlerin saatler içinde bile değişebildiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle hastanın yalnızca kısa bir konuşma sırasında verdiği yanıtlarla karar verme kapasitesi hakkında kesin sonuca ulaşmak doğru değildir.
Örneğin hasta sabah saatlerinde soruları anlayabilirken akşam saatlerinde dikkat dağınıklığı yaşayabilir. Böyle bir durumda işlemin uygun zamanının belirlenmesi ve gerektiğinde sağlık ekibinden değerlendirme alınması önemlidir.
Bilişsel işlevlerdeki bozulma, her hastanın karar verme yetisinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez. Araştırmalar, yoğun bakım sonrasında bazı kişilerin dikkat ve hafıza sorunları yaşarken bazılarının bilişsel işlevlerini daha iyi koruduğunu göstermektedir.
Dolayısıyla genel bir yoğun bakım tanısından hareketle hastanın vekalet veremeyeceği sonucuna ulaşmak hatalıdır. Değerlendirme, kişinin o andaki durumuna ve yapılacak işlemi anlayabilme kapasitesine dayanmalıdır.
Yoğun bakımda tedavi görmek, kişinin kendisini savunmasız hissetmesine neden olabilir. Hastanın geleceğiyle ilgili kaygıları, ailesine yük olma düşüncesi veya kontrolü kaybetme korkusu kararlarını etkileyebilir.
Burada , hastanın duygularını anlamak ve çevresindekilerin duygusal ihtiyaçlarını fark etmek açısından önemlidir. Ancak duygusal zekâ ile hukuki karar verme kapasitesi aynı kavramlar değildir.
Bir hasta ailesine güvendiği için bütün mali işlerini bir yakınına bırakmak isteyebilir. Başka bir hasta ise aynı koşullarda kararını ertelemeyi tercih edebilir. Her iki yaklaşım da kişinin değerleri, deneyimleri ve güven ilişkileriyle bağlantılı olabilir.
Yoğun stres, kişinin seçenekleri değerlendirme biçimini değiştirebilir. Bununla birlikte stres yaşayan herkesin sağlıklı karar verme yetisini kaybettiği söylenemez.
Psikoloji araştırmalarında stresin bazı bilişsel görevleri zorlaştırdığı, bazı durumlarda ise dikkati belirli hedeflere yönelttiği görülür. Sonuçlar stresin şiddetine, süresine ve kişinin koşullarına göre değişebilir.
Bu nedenle hastaya baskı yapılmadan, işlemin amacı anlaşılır bir dille açıklanmalıdır. Hastanın kendi isteğiyle karar vermesi, yalnızca ailesinin talebine olumlu yanıt vermesinden farklıdır.
Yoğun bakımda yatan hastanın vekalet vermesi, çoğu zaman aile içindeki sorumluluk paylaşımıyla bağlantılıdır. Banka işlemleri, faturalar, taşınmazların yönetimi veya devam eden hukuki süreçler yakınların harekete geçmesini gerektirebilir.
Ancak
, hastanın kararlarını hem destekleyebilir hem de baskı altında bırakabilir.
Aile üyelerinin iyi niyetli olması, hastanın özgür iradesinin her koşulda korunduğunu göstermez. Özellikle hastanın kendisini bağımlı hissettiği durumlarda, yakınlarının beklentilerini reddetmekte zorlanması mümkündür.
Konuşabildiği hâlde solunum desteği alan bir hastanın, resmi işlemlerini yürütmesi için oğluna vekalet vermek istediğini düşünelim. Hasta işlemin kapsamını anlıyor, kendi tercihini tutarlı biçimde açıklıyor ve herhangi bir baskı altında bulunmuyorsa vekalet işlemi mümkün olabilir.
Başka bir hastanın ise bilinci dalgalanıyor ve sorulara verdiği yanıtlar sık sık değişiyorsa aynı sonuca ulaşmak doğru olmaz.
Bu örnekler, sosyal çevrenin ve hastanın bilişsel durumunun birlikte değerlendirilmesi gerektiğini gösterir. Bununla birlikte örnek bir olay, tek başına hukuki karar için yeterli değildir.
Süreçte hem hukuki gerekliliklerin hem de hastanın psikolojik koşullarının gözetilmesi önemlidir.
– Öncelikle hastanın bilincinin ve iletişim kurma durumunun değerlendirilmesi gerekir.
– Noterle görüşülerek hastanede işlem yapılıp yapılamayacağı ve gerekli belgeler öğrenilmelidir.
– Hastanın vekaletnamenin kapsamını ve sonuçlarını anlayıp anlamadığı değerlendirilmelidir.
– İrade açıklamasının özgür, açık ve kişisel olması sağlanmalıdır.
– Hasta konuşamıyorsa iletişim kurmak için kullanılabilecek güvenilir yöntemler değerlendirilmelidir.
– Bilinç bulanıklığı veya karar verme kapasitesi konusunda ciddi şüphe varsa işlem ertelenmeli ve gerekli değerlendirmeler yapılmalıdır.
Noter işleminin biçimi ve gerekli belgeler, somut olaya ve vekaletnamenin türüne göre değişebilir. Ayrıca önceden düzenlenmiş bir vekaletnamenin bulunması ile yoğun bakımda yeni vekaletname verilmesi birbirinden farklı durumlardır.
Yoğun bakımda yatan hasta vekalet verebilir mi? Evet, hasta karar verme yetisini koruyor, işlemin anlamını kavrıyor ve iradesini geçerli biçimde açıklayabiliyorsa vekalet vermesi mümkün olabilir. Bilincin kapalı olması veya karar verme kapasitesinin bulunmaması durumunda ise yeni vekaletname düzenlenemez.
Psikolojik açıdan bakıldığında bilişsel işlevler, duygular ve aile ilişkileri birbirinden bağımsız değildir. Hastanın konuşabilmesi, her kararı verebilecek durumda olduğunu kanıtlamadığı gibi yoğun bakımda bulunması da karar verme yetisinin kaybolduğu anlamına gelmez.
Kendimize şu soruyu sorabiliriz: Bir insanın kararına saygı göstermek, yalnızca söylediğini kabul etmek midir, yoksa o kararı anlayarak ve baskı altında kalmadan verdiğinden emin olmak mıdır?
Bu sorunun yanıtı, hem insan onurunu hem de vekalet işlemlerinin güvenilirliğini korumanın temelinde yer alır.
Bu yazıyı sonlandırırken Yoğun bakımda yatan hasta vekalet verebilir mi hakkında sizlere değer katabildiysek memnun oluruz.